YENİ SESLİ ŞİİRLER
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar “Biz Mektup Yazardık” Sergisi’nde!

İş Sanat Kibele Galerisi’ndeki “Biz Mektup Yazardık” Sergisi geçmişi günümüze taşıyor.
Bursa’nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım burda  yatıyor
İşte mürekkep bu dizelerdeki gibi damlar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kaleminden… Sanatçı, 64 yıllık hayatına sığdırdığı sanat tutkusunu, aşklarını, sevinçlerini, hüzünlerini, dostluklarını çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Anadolu’nun naifliğiyle yakın dostu Nâzım Hikmet’e yazdığı bu dizelerdeki gibi aktarır kâğıda ve tuvallere… Onun şiirlerindeki ve tablolarındaki narlar, dutlar, ayvalar kimi zaman sevdiği kadına duyduğu özlemi kimi zamansa amansız bir kara sevdayı anlatır. Babasından Batı Edebiyatı’nı, annesinden Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı öğrenen sanatçı Anadolu’nun toprak damlı evlerinden, İstanbul’un martılarından, köpüren denizinden, Âşık Veysel’in sazından dem vurur…
Bedri Rahmi Eyüboğlu iç dünyasını tuvallere ve şiirlere aktarırken sanat, edebiyat, siyaset ve iş dünyasının önemli isimleriyle gerçekleştirdiği, yaşadığı döneme ışık tutacak mektuplaşmaları da tarih yolculuğundaki yerlerini alıyor.  Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te süren eğitim hayatından, resim tutkusunun peşinden gittiği Anadolu’daki yurt gezilerine kadar sanatçının yaşamından birçok kesiti yansıtan mektuplar, “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile İş Sanat Kibele Galerisi’nde ilk kez gün yüzüne çıkıyor.
Sergi, hem sanatçının kaleme aldığı hem de kendisine gelen yüzlerce mektubun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından uzun soluklu ve titiz bir çalışma ile kitaplaştırılmasına paralel olarak hayata geçiriliyor. Sanatçının gelini Hughette Eyüboğlu’nun hazırladığı, editörlüğünü Rûken Kızıler’in üstlendiği kitabın ve serginin tasarımı Emre Senan tarafından gerçekleştirildi.
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Avrupa’da öğrenci olduğu günlerden Akademi’de öğretmen olduğu günlere pek çok anıyı barındıran mektuplar, orijinal olarak sahiplerinin kendi ifadeleriyle ve kendi imzalarıyla ziyaretçilere ulaşıyor. Sadece ressam ve şair olarak değil mozaik, seramik, vitray ve yazma sanatçısı, heykeltıraş, öğretmen ve yazar kimlikleriyle de sanatımıza kalıcı eserler bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun pek çok isimle sürdürdüğü yazışmaları aynı zamanda sanatçılar arasındaki kuvvetli bağı da gözler önüne seriyor. Her biri tarihi belge niteliğindeki mektuplar; sanatçıların o dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair fikir verirken, yaşanan zorlu koşullara rağmen gerçekleştirdikleri idealleri ile tarihe not düşürebilmeyi başarmış bu insanların umutlarını yitirmediklerini de en iyi şekilde ortaya koyuyor.
Sanatçının Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fikret Muallâ, Âşık Veysel, Adalet Cimcoz, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Çallı, Andre Lhoté, Fahrünisa Zeid, Abidin Dino, Reşat Nuri Güntekin, Cemal Tollu, Nurullah Berk ve Arif Kaptan ile mektuplaşmalarının her biri ziyaretçilerde ayrı bir tat bırakmayı vaat ediyor. İş dünyasının önde gelen isimleri Vehbi Koç ve Nejat Eczacıbaşı’nın mektupları da Eyüboğlu arşivinin önemli parçaları arasında yer alıyor.
Serginin bölümlerinden biri de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaşamını şekillendiren iki kadın, eşi ressam Eren Eyüboğlu ve büyük aşk yaşadığı, “Karadutum” dediği Mari Gerekmezyan ile mektuplaşmalarından oluşuyor. Eren Eyüboğlu, büyük aşk yaşadığı Karadut’u sonsuzluğa uğurladıktan sonra eşinin elini bırakmayarak o zor günleri atlatmasına ve resme odaklanmasına yardımcı olacak kadar güçlü iken, diğer taraftan Mari Gerekmezyan ise ölümünün ardından bile gözlerini yaşartacak kadar sevdalı olduğu bir isim.
64 yıllık yaşamına çok şey sığdıran Bedri Rahmi… 
İş Sanat Kibele Galerisi’nde çağdaşlarıyla yazışmalarının ilk kez gün yüzüne çıktığı “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile anılan sanatçının hayat hikâyesi Trabzon’da başlar. Takvimler 1911 yılını gösterdiğinde Görele Kaymakamı Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım’ın ikinci çocuğu olarak hayata merhaba der. Asıl adı olan Ali Bedrettin, zaman içinde önce Bedir’e sonra Bedri’ye dönüşür.  Babasının görevi dolayısıyla yerleştikleri Trabzon’daki lise resim öğretmeni ünlü ressam Zeki Kocamemi tarafından keşfedilir. Sanatçı yine bu dönemde edebiyata da merak salar ve ilk şiirlerini yazmaya başlar.
1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne giren Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi Türk resminin mihenk taşlarının öğrencisi olma şansına erişir. Edebiyata olan ilgisinin üzerine düşer ve Ahmet Haşim’den estetik ve mitoloji dersleri alır. 1930’larda hayat onu bu kez Fransa’ya götürür. Dijon ve Lyon’da bir yandan çalışarak Fransızcasını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Gauguin, El Greco, Cezanne gibi beğendiği ressamların eserlerini kopya eder. Sanatçı, ileride hayatını birleştireceği Ernestine Letoni (Eren Eyüboğlu) ile de Fransa’da tanışır. 1940’lı yıllara gelindiğinde kalbine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanan Mari Gerekmezyan girer. Asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapar, sanatçı bu büste duyduğu minneti Mari’nin çeşit çeşit portrelerini yaparak ve ona şiirler yazarak yanıtlar. Artık bütün İstanbul ve elbette Eren Eyüboğlu bu tutkulu aşktan haberdardır. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılındaki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı aşkla, resimle, edebiyatla, dostlarıyla, dönemin önde gelen kültür ve düşünce insanlarıyla bir arada geçirir.
Meraklıları için 5 Mayıs - 20 Haziran arasında İş Sanat Kibele Galerisi’nde ziyaret edilebilecek “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi, sanat ve kültür tarihimizde eşine az rastlanır bir iz bırakmayı vaat ediyor. Sergide orijinal el yazılı mektuplar ve sanatçının çizimleriyle süslediği desenli zarfların yanı sıra mektuplaşılan isimlerin Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılmış portreleri de yer alıyor. Serginin ziyaretçilerini güzel bir sürpriz de bekliyor. İsteyen katılımcılara, sanatçının desenleriyle hazırlanmış mektup ve zarflarla sevdiklerine yazma imkânı sunuluyor. Şimdi özlemle andığımız eski günlerdeki gibi mektup yazma zamanı!

Bir boomads advertorial içeriğidir.

 

Sizden Gelen Şiirler - UMMANDA BİR YOLCU - BATTAL ASLAN


Sizden Gelen Şiirler
Battal Aslan - Ummanda Bir Yolcu

BİR UMMANIN ORTASINDA
BİR YALNIZLIK SANDALINDA
GEMİSİ BATMIŞ, BİR YOLCUYUM
BAĞIRIYORUM UMUTSUZCA..
UZAK DAN GEÇİYOR ,GEMİLER
BİR TEK BEN DUYUYORUM..
KENDİ SESİMİ......
BİR YALNIZLIK SANDALIN DAYIM
ZAMANIN ELİNDE O HANÇER
BİR VAKİT DE OLSA, BİN VAKİT DE
 HANÇERİNİ; YÜREĞİME SAPLIYOR
YALNIZLIĞIN KAHRINI, BİR  TEK O ÇEKER
RUHUMA ,RUHUNDAN ÜFLESE DE...
BEN,DERYASINDA BİR DAMLAYIM..
GÜÇSÜZÜM,ÇARESİZİM..
BOĞULUYORUM ,YALNIZLIK UMMANINDA
BİR KÖR EBE OYUNUDUR GİDİYOR...
ZAMAN,ÖNÜME ARKAMA SAKLANIYOR
BİR SELA VERİLİYOR..
BİR YOLCU GELDİĞİ YERE DÖNÜYOR
SAHİBİNE SIĞINIYOR ZAMANIN 
KURTULUYOR YALNIZLIKTAN...
ŞİMDİ MASAMDA ÇAYIM YALINIZ
YAŞAMA ARZUM ,UMUTLARIM
BİTMEYEN KAYGILARIM...
YALNIZLIĞIMIN SANIĞI SEVDAM
BİR YALNIZLIK SANDALINDA
UMMANDA YOLCUYUM...
GEMİLER UZAK DAN GEÇİYOR..
KENDİMDEN BAŞKASINA DUYURAMADAN
FERYADIMI UMMANA DÖKEREK..
GELDİĞİM YERE DÖNÜYORUM..
...O BALIK GİBİ....

Battal Aslan


Şiir Vakti



 

Sizden Gelen Şiir - Ansızın - Emir Imran Cerrahoğlu


 
Sizden Gelen Şiirler



Ansızın
Ansızın gerçekleşir hayatta ki olaylar
Ecel bile insanları ansızın yakalar
Ansızın oldu gidişim birşey diyemedim
O kadar hızlıydı ki geldiğim gibi gittim

Zaman denen şey meğerse çok hızlı akarmış
Insan yaşarken vaktin hızını anlamazmış
Işte gidişim böyleydii aniden oldu
Birkaç yıl sanki bir saat gibi geçip durdu

Vaktin kıymetini elden gidince anladım
Gidiş vakti gelince öylece dondum kaldım
Vaktinin değerini bilmeli bu insanlık
Demesinler keşke şunlarıda yapsaydık

Emir Imran Cerrahoğlu


Şiir Vakti
 

Goncam - Sesli Şiir - Sizden Gelen Şiirler


Goncam - Sesli Şiir
Sizden Gelen Şiirler




Ağlamaklı bir gün güzel abim
Gonca'mın sevdası kalbimde duruyor
Bakışları sanki darağacı
her gülüşü boynumu vuruyor
Gün geceye,dil heceye,dert çeneye vuruyor
Gonca'm bir sonsuz şiir ki yazdıkça yazasım geliyor

Yetmiyor güzel abim
Öyle uzaktan bakmak yetmiyor
Tarlalar dolusu gül döksen önüme
hepsi de bir Gonca'm etmiyor
Yağmur cama,ay odama,dert adama vuruyor
Gonca'm bir tatlı zehir ki içtikçe içesim geliyor

Ah benim güzel abim
Bilirim geçiyor acılar zamanla
Bu da geçer diyorsun ama 
gel gör ki sevda kesiği dikiş tutmuyor
Nargilemi yakan köz gibi kor, öyle nağdan
Gonca'm nar-ı sevda  
Yandıkça yanasım geliyor

Nar'ına düştüm ki sorma canımdan can gidiyor
Güldüğüme bakma güzel abim
Günlerime gam diziyor
Bırak yaksın,yıksın sözleri
Her hali başım üstüne
Gonca'm ecel bile olsa bahtıma yazasım geliyor

Yaram derin eczası bahar,eczası goncam
Madem göz görmeyince gönül katlanıyor
O halde dağla gözlerimi güzel abim
Gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor
Olmuyor be abi
İsyan ediyor bir yanım ama 
kulun sevdasınada Hak'tan geçilmiyor

Biliyorum şimdi unut diyeceksin
Lakin benim her zerrem goncamı seviyor
Ben ona  koşarken dur diyeceksin
Bu deli cesaretin nereden geliyor
Bedenden can,damardan kan,akıl başımdan gidiyor
Goncam aşkın sek hali,içtikçe  başım dönüyor

İşte böyle güzel abim 
Goncamsız bu şehri yakasım geliyor
Onsuz,bu bedende hükmü olmayan
Canımı canına katasım geliyor
Çalışmadığım yerden soruyor yine kahrolası zaman 
Sevda sualinde canım abim kopyada çekilmiyor

Baksana güzel abim goncam geliyor
Ardısıra güneş,bahar geliyor
Gelişi güzel Gonca'm cam gibi narin
Gelişigüzel değil bu sevda sayın abim
Öyle büyük ki,öyle saf,öyle derin
Goncam yalan bile olsa kandıkça kanasım geliyor


Şiir Vakti
 

Şiir yazacaklara tavsiyeler.




1. Şiir yazmadan önce mutlaka şiir okuyun. Büyük şairleri tanımadan yazdığınız şeyler
şiir değil anlamsız sözler olacaktır. Câhit Sıtkı, Orhan Veli, Yahya Kemal, Fuzuli, Nedim...
2. Şiir bir anda yazılır ama usta şairlerin dahi bir çoğunun üç beş tane şiir vardır akılda
kalan o nedenle çok şiir yazmaktan vazgeçin. Seri üretimi bırakıp sanat yapmaya bakın
3. Türkiye'de her üç kişiden beşinin şair olduğunu unutmayın.
4. Etrafınızdakiler sizi kırmamak için şiirlerinizin çok güzel olduğunu, mükemmel olduğunu
vs söyleyebilirler inanmayın. Mesela çok beğendiğiniz bir şiirinizi yarışmalara gönderin iyi
şiir mutlaka birinde olmazsa birinde fark edilecektir.
5. Size bir şiirimi okuyayım şimdi yazdım gibi cümleler kurmayın bırakın olgunlaşsın şiirler
üzerinde çalışın, emek verin.
6. Şiir yazamıyorsanız zorlamayın.

Ben hayatımda hiç şiir yazamadım. Beceremem. Gerek de yok zaten.
Ama güzel şiirleri ezberler usta şairleri zevkle okurum. Güzel yemek yapamıyorsanız da
usta aşçıların lezzetlerini tadın.

Unutmayın şair olduğunu iddia edenlerin çok azı, çok çok azı şiir yazabiliyor.
 

Kafiye Çeşitleri



Kafiyeler aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir. 
Kafiyede kullanılan sesler ve kelimelere göre : 
  • Ses Sayısına Göre 
    • Yarım Kafiye : Tek bir sesten oluşur. çe-k-er , dö-k-er kelimelerindeki k harfi kafiyedir
    • Tam Kafiye : İki sesten oluşur. sav-aş , y-aş kelimelerinde aş harfleri kafiyedir
    • Zengin Kafiye : İki sesten fazla sesten oluşur. yap-rak , ağlaya-rakkelimelrinde rak ifadesi kafiyedir;
  • Tunç Kafiye : Kafiyeyi oluşturan kelimelerden birinin diğer kelimenin sonu ile aynı olması. aşarım ve taşarım kelimelerinde aşarım ifadesi t-aşarımkelimesinde aynen geçmektedir.
  • Cinaslı Kafiye  : Yazılışları aynı anlamları farklı tümden bir kelime kullanımı ile yapılır. Kapımdaki asmaya , götürseler asmaya cümlelerindeki asmaya yazılışı aynı ancak anlamları farklıdır.
Şiiredeki satırların kafiye düzenine göre : 
  • Düz kafiye  : Kafiyeli satırların peş peşe olduğu şiirlerde görülür. Telli turnam sökün gelir, İnci mercan sökün gelir , Elvan elvan kokun gelir şiirinde kafiye peş peşe devam etmektedir
  • Çapraz Kafiye : Kafiyeli satırların birer aralıklı olduğu şiirlerde görülür. Hayran olarak bakarsınız da , Hülyanızı fetheder bu hali, Beş yüz sene sonra karşınızda ,İstanbul fethinin hayali satırlarında şiiride aralıklı kafiye kullanılmıştır.
  • Sarma Kafiye : İlk ve son mısralarda kafiyeler aynı , 2. ve 3. mısradaki kafiyeler aynı olmasıdır. Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm , O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra , Akan bulutlar gibi geçmiş: ne iz, ne hâtıra! , Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm! şiirinde bu durum görülmektedir.


KAFİYE ÇEŞİTLERİ
 
Kafiye: Mısra sonlarında, farklı kelimelerdeki ses (harf) benzerliğine kafiye denir.
 
Kafiyenin oluşabilmesi için mısra sonundaki kelimelerde şu özellikleleri aramak gerekir:
 
a) Ses benzerliği olan kelimelerin farklı kelimeler olması gerekir.
b) Ses benzerliği olan kelimelerin yazımının aynı olması gerekir.
 
Altın da bir pula olur mu kabil
Ehli ile konuş olasın ehil
Cahille konuşma olursun cahil
Kişi ayarından düşer mi düşer
 
Yukarıdaki şiirde 'il' seslerinde kafiye vardır. Ses benzerliğindeki seslerde, ses sayısının artmasına göre kafiye çeşitli kısımlara ayrılır:
 
a) Yarım Kafiye:
Mısra sonlarında tek ses benzeşmesine dayanan kafiye türüdür. Aslında, bu benzeşmenin sessiz harflerde olması gerekir. Halk edebiyatında yarım kafiye çok kullanılmıştır.
 
Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin eve dönsek de
 
 
b) Tam Kafiye:
Mısra sonlarında iki sesin benzeşmesine dayanan kafiye türüdür.
 
Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak
Adamlığın yolu nerdense bul da girmeye bak
 
 
c) Zengin Kafiye:
Mısra sonlarında üç ve daha fazla sesin benzeşmesiyle meydana gelen kafiye çeşididir.
 
Yine başladı yolculuk
İnsanlar yudumlayacak soluk soluk
 
 
Not (1) : Kafiye olan sesli harflerin üzerinde uzatma işareti '^' varsa, bu sesliler tek ses değil iki ses olarak kabul edilir ve buna göre de kafiye türü değişir.
 
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Cânı cananı bütün varımı alsın da Hüdâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ
 
                                                                              'da' seslerinde tam değil, zengin kafiye vardır.
 
 
Not (2) : Tunç kafiye olarak adlandırılan kafiye türünü bazı edebiyatçılar kabul ederken, bazıları da kabul etmez. Bu sebeple Tunç kafiye kimi kitaplarda anlatılırken kimi kitaplarda hiç değinilmez. Fakat çoğuedebiyatçı bunu farklı bir kafiye türü olarak kabul etmez ve Zengin kafiyeye dahil eder.
 
Her şey akar su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir
                                              
                                               Buradaki “kir” sözcüğü ve ekine zengin kafiyedir diyenler de vardır.
 
Farklı bir kafiye türü olmadığını kabul etmemekle birlikte bu kafiyenin de tanımını bilmekte yarar var:
 
 
Tunç Kafiye:
En az üç sesten oluşan bir ya da daha çok kelimenin diğer mısraların içinde geçmesiyle oluşan kafiye türü olarak tanımlanır.
 
İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim öbür yanda sakarya
 
                               mısralarında bu özellik görülebilmekte ama zengin kafiyeden bir farkı olmadığı açık..
 
 
d) Cinaslı Kafiye:
Okunuşları ve yazılışları aynı (eşsesli) ancak anlamları farklı olan kelimelerle yapılan kafiye çeşididir. Tunç kafiye sesteş kelimelerle yapılır.
 
Niçin kondun a bülbül
Dalımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya
 
                                               Yukarıdaki şiirde, ikinci mısrada asma kelimesi 'üzüm veren bir bitki'; dördüncü mısrada ise 'öldürmek' anlamında kullanılmıştır.
 

HECE ÖLÇÜSÜ (VEZNİ), ÇEŞİTLERİ



Hece ölçüsü bizim öz malımız olan Halk Edebiyatı nazmının ölçüsüdür. Ulusal şiir ölçümüz budur. Bunda, aruzda olduğu gibi içinden çıkılmaz ve anlaşılmaz bir yön yoktur. Ama bu söylediklerimizle, hece ölçüsünün çok basit, ahenksiz bir ölçü olduğu kanısına varılmamalıdır.

Bu ölçünün de kendine özgü özellikleri, incelikleri ve ahenk düzenleri vardır.

Halk şiirleri, aydın sanatçılar, örneğin Divancılar ta­rafından asırlar boyunca hor görüldüğü için, hece ölçü­sü, aydınlar edebiyatına girememiştir. Bu da hece ölçü­sünün sırrına ulaşamamış olmalarının bir sonucudur, denilebilir.

Hece ölçüsü, her mısradaki hece sayısının eşitliğine dayanan bir ölçüdür. Yani ilk mısrada kaç hece varsa, öteki mısraların tümünde de o kadar sayıda hece ola­caktır.

Hece ölçüsünde uzun hece, kısa hece; kapalı hece, açık hece diye bir sorun yoktur. Sözcüklerdeki bütün heceler bir değerde ve bir karakterdedir.


HECE ÖLÇÜSÜNDE DURAK:


Hece ölçüsünde durak, mısralarda musikinin, şiirin tümünde bir iç ahengin doğmasını sağlar.

Durak, belli sayıda bir hece dizisinden sonra elimiz­de olmadan durakladığımız yere denir. Bu duraklamadan sonra mısraın geride kalan hece dizilerini okuruz. Durak sayısı, ölçünün uzunluğuna göre artıp azaldığı gibi, söz­cüklerin mısra içinde yer alışları bakımından da azalıp çoğalabilir. Bu, şairin arzusuna ve zevkine göre değişir. Durağın ne olduğunu anlamak için şu örneğe bakalım:

Aşağıdan/akar gelir/gemiler

Yel vurdukça/inil inil/iniler

Birinci ve ikinci bölümlerdeki sözcüklerin hece sa­yıları dörder, son bölümdekilerin hece sayıları da üçer­dir. Sayalım:

A şa ğı dan / a kar ge lir / ge mi ler

1 2 3 4 / 1 2 3 4 / 1 2 3

4 + 4 + 3 = 11

Okurken dikkat edersek ilk dört heceden sonra kısa bir duraklama yapıyor, sonra ikinci dört heceye geçiyo­ruz; onda da aynı duraklamayı yaptıktan sonra, sonun­cu parça olan üç heceyi okuyoruz. Bu durup durmama­lar bizim elimizde değildir. Buna bizi ölçü zorluyor.

İşte bu örnekte olduğu gibi, mısraları okurken belli hece sayısından sonra durakladığımız yere, hece ölçü­sünde, durak diyoruz.

Hece sayısı ve durak şekillerine göre çeşitli hece öl­çüleri vardır. Beş heceden on beş heceye kadar değişik­lik gösteren hece ölçülerini sırasıyla ve örnekleriyle gö­relim:


BEŞ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü duraksızdır. Çok kullanılan ölçülerden değil­dir. Örnek:

Tanrı buyurdu

Sessiz duyurdu,

Sancakla geldik

Aldık bu yurdu — ZİYA GÖKALP


ALTI HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü de duraksızdır. .Bu da çok kullanılan ölçü­lerden değildir. Örnek:

Nedir zaman nedir,

Bir su mu, bir Muş mu?

Nedir zaman nedir,

İniş mi, yokuş mu?»


YEDİ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu hece ölçüsü duraksız kullanılabildiği gibi (4+3 = 7) duraklı olarak da kullanılabilir. Duraksıza ör­nek :

Yorgun mehtabın suda

Kaynaştır böcekleri

Gümüşten ve elmastan...

Koyda dalgacıkların

Bükülen çiçekleri

Gümüşten ve elmastan...

Ali Mümtaz ERBOLAT


(4 + 3 = 7) duraklıya örnek:

Dere boyu/saz olur

Gül açılır/yaz olur

Ben yârime/gül demem

Gülün ömrü/az olur — (Ortak Halk Edebiyatı)


SEKİZ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü de duraksız ve duraklı olarak kullanılır. Du­raklısı çoğu zaman (4 + 4 = 8) şeklindedir. (5 + 3 = 8) şekli de vardır. Duraksıza örnek :

Birdenbire sanki çıplak

Bir oynuyle sonbaharın

Bir kuş sesi düştü berrak

Boş aynasına civarın — A. Hamdi TANPINAR


(4 + 4 = 8) duraklıya örnek:

Ben yürürem/yâne yane

Aşk boyadı/beni kane

Ne âkilem/ne divane

Gel gör beni aşk neyledi — YUNUS EMRE


DOKUZ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü halk edebiyatımızda pek tutunmamıştır. Duraksız olarak kullanıldığı gibi (5+4 = 9), (4 + 5 = 9), (3+3 + 3=9) duraklı olarak da kullanılabilir. Duraksıza bir örnek veriyoruz:

Gün çekildi pencerelerden

Aynalar baştan başa^ tenha.

Ses gelmez oldu bahçelerden

Gök yüzü döndü siyaha. — C. Sıtkı TARANCI


ON HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü her zaman duraklıdır. (6+4=10) duraklısı pek kullanılmamıştır. Daha çok (5 + 5 = 10) duraklısı kullanılır. Bu da fazla tutunan ölçülerden değildir. (5 + 5 = 10) duraklıya örnek:

Yırtıldı yağmur/bir kumaş gibi

Dağıldı kara/sık iplikleri

Kırdı camlan/dolu, tas gibi

Göründü göğün/mavilikleri — V. M. KOCATÜRK


ON BİR HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçünün en çok kullanılanı (6 + 5 = 11) duraklısıdır. (4 + 4 + 3 = 11) olarak da kullanılır. En iş­lek hece ölçümüz budur. Bütün saz şairleri bu ölçüyü ha­mur gibi yoğurmuşlardır. Bundaki ahenk düzeni, öte­ki ölçülerinkinden daha üstündür. Usta şairler, (6 + 5) ve (4+4 + 3) duraklarını aynı şiir içince kullanmışlar, deği­şik ahenkler meydana getirmişlerdir (Karacaoğlan gibi). Bu ölçüyü (3 + 3 + 5 = 11) olarak da kullananlar olmuş­tur. Şimdi (6 + 5) duraklıya bir örnek veriyoruz:


KOŞMA


Sallanı sallanı/gelen sevgilim

Söyle kömür gözlüm/kimin yârisin

Kız senin derdinle/derbeder oldum

Söyle ince bellim/kimin yârisin


Tuba kazı gibi/göğsü nakışlım

Koynu içi misk ü/amber kokuşlum

Melâik sıfatlım/melûl bakışlım

Söyle ince bellim/kimin yârisin


Kapında yayılır/koyunla kuzu

Yerin çiçeğisin/göğün yıldızı

Emrah bir gedadır/sen beyin kızı

Söyle sırma tellim/kimin yârisin

EMRAH


ON İKİ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü (6 + 6=12) duraklı olarak pek az işlen­iştir. Yunus Emre bu ölçüyü bir kez kullanmıştır.

Bunu daha çok aydın şairlerimiz, Avrupa'nın Aleksandren vezni denen şekline uydurmak için kullanmışlardır. Halk Edebiyatımızda ilk zaman (4 + 4+4=12) duraklı olarak bir hayli işlenmişse de sonraları değerini kaybet­miştir. Bu ölçünün (7 + 5 = 12) şekli de vardır, önce (4 + 4 + 4) e, sonra da (7 + 5) e birer örnek veriyoruz :

ORDUNUN DESTANI'ndan:

Ey atalar/ey yurt İçin/uğraşanlar,

Ey binlerce/tek başına/yürüyenler,

Ey devlerin/leşlerini/sürüyenler,

Bugün bizim/içimizde/siz varsınız

Bir kındaki/kılıç gibi/göğsümüzde,

O ateşli/deanızla/yaşarsınız.

M. E. YURDAKUL


BİR YOLCULUK'tan:
İnerdi gün doğarken/sürüyle dağdan,

Koyunlar çıngıraksız/çoban kavalsız.

Tılsımlı çeşmelerden/su dolduran kız,

Yanımızdan bir âhu/gibi geçerdi.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL


ON ÜÇ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü (8+ 5 = 13).ve (4 + 4 + 5=13) durak­lıdır. Daha çok aydın şairlerimiz tarafından kullanılmış­tır. İşlek bir ölçü değildir. Aşağıdaki örnek (4 + 4+ 5) duraklı ölçü içindir:

Yine dolu/genç kızlarla/çeşmenin başı

Aradım da/bulamadım/nazlı yoldaşı

Sular gibi/akar oldu/gözümün yaşı

H. Ali YÜCEL


ON DÖRT HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü de işlektir. En çok kullanılan şekli, (7 + 7 = 14) duraklısıdır. Yunus Emre bu ölçüyle çok gü­zel şiirler yazmıştır. Bunun (4 + 3+4 + 3 = 14) duraklısı da vardır. Fakat bu şekli tutunmamıştır. Aşağıdaki ör­nek (7+7) duraklı ölçü içindir:

Her gölge yeryüzünde/bir ışığa mezardır,

Bilmem ki sönmez ateş/hangi dünyada vardır?

F. Nafiz ÇAMLIBEL


ON BEŞ HECELİ ÖLÇÜ:


Bu ölçü (8 + 7 =. 15) duraklı olabildiği gibi (4 + 4 + 4 + 3 = 15) duraklı da olabilir. Daha çok ikin­cisi kullanılmıştır. Aşağıdaki örnek (4 + 4+4 + 3) duraklı ölçü içindir:

Bırak beni/hay kırayım/susarsam sen/matem et,

Unutma ki/şairleri/haykırmayan/bir millet

Sevenleri/toprak olmuş/öksüz çocuk/gibidir

Bunlardan başka 16, 20 ve 22'li ölçüler de denen­miştir. Fakat hiç biri tutmamıştır. Buna karşın Yunus Emre, 16'lık ölçüyü de bir hayli kullanmıştır.

Yukardan beri sıralayıp geldiğimin bu ölçülerden en işlek olanlar, yedili, sekizli ve on birli ölçülerdir. On dörtlü ölçü son zamanlarda aydın şairlerimiz tarafından başarıyla kullanılmıştır. Ön dörtlü ölçü, ahenk bakımın­dan zengin bir ölçüdür.

Hece ölçüsü daha önce de söylediğimiz gibi. Divan edebiyatı sanatçıları tarafından hor görülmüş, aruza gösterilen ilgi, buna gösterilmemiştir. Bu böyle olmakla beraber, halk şiiri ve hece ölçüsü, kendi sanatçıları ara­sında büyük bir sevgi ve içten gelen ilgiyle işlenmiş; dün­ya halk edebiyatları arasında haklı olduğu şöhrete ulaş­mıştır. Hele XVI. yy. dan başlamak üzere XVII. yy. ve sonrasında, Halk Edebiyatı ve hece ölçüsünün gösterdiği yükseliş, Türk diliyle ne derece özlü bir edebiyatın yara­tılabileceğini canlı olarak göstermiştir. Halk edebiyatının koşmaları ve türkülerindeki içtenlikle, hiç bir edebi­yat boy ölçüşemez.
 

ARUZ VEZNİNİN ÖZELLİKLERİ - Şiir Vakti



Hecelerin uzunluk (kapalılık) ve kısalıklarına (açıklıklarına) bağlı olan şiir ölçüsüdür. Divan şiirinde kullanılmıştır. Bu şiirin, ses ve ahenk yani müzik bakımından güçlü olmasını sağlamıştır.

1- Aruz ölçüsünde heceler açık (kısa), kapalı (uzun) ve medli hece olmak üzere üçe ayrılır.

2- Başlıca tef'ileler şunlardır:

Fa' (-), Fe ul (. -),Fa' lün (- -), Fe i lün (. . -),Fâ i lün (- . -), Fe û lün (. - -), Mef û lü (- - .), Fe i lâ tün (. . - -), Fâ i lâ tün (- . - -), Fâ i lâ tü (- . - .), Me fâ i lün (. - . -), Me fâ î lün (. - - -), Me fâ î lü (. - - .), Müf te i lün (- . . -), Müs tef i lün (- - . -), Mü te fâ i lün (. . - . -)...

Burada tef'ilelerle parantez içindeki hecelerinin değerlerinin aynı olduğuna dikkat ediniz.

3- Aruz vezninde tef'ileler heceleri bölebilir. Hece ölçüsündeki gibi okuyuşta tef'ilelerde durgu yapılmaz.

4- Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Zihaf ise imalenin tersine uzun heceyi kısa yapmayı sağlar. Hece ölçüsünde böyle bir mesele yoktur. Türk edebiyatında imale çok sayıda bulunmakla beraber zihaf kusuru hoş karşılanmadığı için çok az yapılmıştır.

5- Farsça tamlama eki olan "-i" ile "ve" anlamındaki "ü, vü" bağlacı vezin gereği uzun da kısa da olabilir.

6- Medli heceler hafif bir "i, ı" sesi varmış gibi okunur. Bahâr kelimesi bahâr[ı], eşkden kelimesi ise eşk[i]den şeklinde söylenmelidir.

7- Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla yazılan şiirlerde ilk tef'ile bazı mısralarda Fâilâtün, son tef'ile ise Fa'lün olabilir. Bu sadece bu kalıba özgü bir durumdur. Bu kalıpla yazılan şiirlerde başta imale yapmaya gerek yoktur. Farklı tef'ile parantez içinde hemen altında gösterilir.

8- Türkçe kelimelerle aruz veznindeki başarı Muallim Naci ile başlamış olup Türk aruzu Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Âkif Ersoy tarafından gerçekleştirilmiştir. Hatta Mehmet Âkif o kadar başarılı olmuştur ki bir çok kişi İstiklâl Marşı'nın hece ölçüsüyle yazıldığını zanneder. Oysa bu marş aruzun "Fe i lâ tün / Fe i lâ tün /Fe i lâ tün /Fe i lün" kalıbıyla yazılmıştır.

9- Aruzla yazılan bir şiirin hece sayısı bazan eşit olabilir. Mısralardaki açık kapalı dizilişinin aynı olması o şiirin aruzla yazıldığın gösterir.

Cânı cânânı bütün vârımı alsın da Hüdâ 15 hece
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ 15 hece

10- Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar. Ulama genellikle yapılır; fakat her zaman yapılmak mecburiyetinde değildir.

11- Servet-i Fünun edebiyatçıları bir şiirde değişik aruz kalıpları kullanmak suretiyle serbest vezne zemin hazırlamışlardır. Cenap Şahabetin'in "Elhân-ı Şita" adlı şiiri bu şekilde yazılmıştır. Bu şiirdeki bazı mısralar Feilâtün / Mefâilün / Feilün, bazı mısralar ise Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün kalıbıyla yazılmıştır.

12- Bir şiirin vezni en az iki mısradan hareket ederek bulunabilir. Tek mısraa bakarak vezin bulunmaz.

13- Mısralardaki imale ve zihaf kusuru olan heceleri altı çizilerek belirtilmiştir.

14- Bir şiirin vezni bulunurken şu işlemler yapılır:

a) Veznini bulacağımız mısraların hecelerindeki uzun seslilere dikkat ederek yazmalıyız.

b) Önce mısralardaki hecelerin açık mı kapalı mı oldukları tespit edilir.

c) Medli hece olup olmayacağı özellikle kontrol edilmelidir. Bu ihmal edilirse bir mısradaki hece değeri eksik çıkar. Mısralardaki heceler sayılarak medli hece olup olmadığı konusunda bir ipucu yakalayabiliriz.

d) Hecelerin açık kapalı değerleri karşılıklı kontrol edilir. Önce imkân varsa ulama, yoksa imale yapılır. Zihaf çok az bulunduğu için en sonra o ihtimal düşünülür.

e) Hecelerin karşılaştırılması yapıldıktan sonra açık kapalı değerleri çizgi ve nokta şeklinde ayrı bir yere geçilir. Mısra sayısına göre tef'ile sayısı tahmin edilmeye başlanır. İlk tef'ile en az heceden oluşur. Genelde az heceli Fa', Fe i lün, Fâ i lün gibi tef'ileler sonda bulunur.

f) Yazılan aruz kalıbı ile işaretler arasında uyum olmasına dikkat etmelidir.

Aruz vezninde hecelerin uzunluk ve kısalıkları esas alınır.

Açık heceler ( . ) (nokta),

Kapalı heceler (-) (çizgi) ile gösterilir.

Bunların yanısıra aruz ölçüsünde, “med’li” dediğimiz, bir buçuk hece ile değerlendirdiğimiz ve (- .) (bir çizgi bir nokta) işaretiyle gösterdiğimiz hece değeri de vardır.

Şimdi, hangi hecelerin nasıl bir değere sahip olduğunu görelim:

1. Açık Heceler:

- Bir kısa ünlüden oluşan heceler (a-dam, A-li...)

- Sonu kısa ünlü ile biten heceler (A-li, ma-sa...)

2. Kapalı Heceler:

- Bir uzun ünlüden oluşan (â-lim, î-lân...)

- Sonu ünsüzle biten heceler (at, tut-kal, ki-tap...)

- Sonu uzun ünlüyle biten heceler (kâ-fir, mâ-lik, ik-ti-fâ, il-mî...)

3. Bunların yanısıra, bazı heceler “med’li” olarak değerlendirilir ve birbuçuk (- .) hece değerinde kabul görür. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

- Sonu çift ünsüzle biten dört sesli heceler (kırk, kürk, hayr, hükm,...)

- İçinde uzun ünlü de bulunan ve sonu ünsüzle biten üç veya dört sesli heceler. (Âb, hâk, pâk, şîr...) (Bu tür hecelerden sonu “n” ile bitenler birbuçuk hece değil, tek hece ve kapalı okunurlar. Örnek: im-kân, ir-fân...) (Ayrıca, bazı şairler “var”, “yok”, “çok”, “az” gibi Türkçe sözcükleri de birbuçuk hece değerinde okumuşlardır.

Aruz Vezninde Dikkat Edilecek Başka Bazı Kurallar


1. Ulama

Bağlama, bağlayış demektir. Sonu ünsüzle biten bir sözcüğü, kendisinden sonra gelen ve ünlüyle başlayan sözcüğün ünlüsüne bağlamaktır. Ulama yapılan yere ( ) işareti konur.

Örnek:

Bülbüller öter güller açar.......

Bir gonce gül olsan.....

2. İmale

Çekme demektir. Kapalı heceye ihtiyaç duyulan yerlerde açık heceyi biraz uzatarak okumaktır. Daha çok Türkçe sözcüklerdeki kısa heceli eklerde ve Farsça tamlamalardaki “tamlama ı-i”lerinde yapılır. Parantez içinde bulunan bir küçük çizgi ile imale yapıldığı belli edilir.

Örnek:
Kamu bîmârına cânân devâ-yı derd eder ihsân

Niçin kılmaz bana dermân beni bîmâr sanmaz mı

3. Zihaf

Kısma demektir. Ölçü gereği, Arapça ve Farsça sözcüklerdeki uzun heceyi (uzun ünlülerden oluşan veya uzun ünlüyle biten heceyi) kısa (açık) okumaktır.

4. “Fe i lâtün ( . . - -) parçası ile Fâ i lâ tün (- . - -) parçası birbirlerinin yerini alabilirler. Bunları birbirine uydurmak için ulama, imale, zihaf gibi işlemler yapmaya gerek yoktur.

5. Aynı şekilde, dize sonlarına gelen fe i lün (. . -) ile fa’lün (- -) parçaları da birbirlerinin yerine kullanılabilir.

6. Aruz vezninde, bütün dizelerin son hecesi, gerçekte açık da olsa, kapalı olarak değer görür.


Aruz Vezninin Parçaları (Tef’ileler, Cüzler)


Aruz ölçüsünde açık ve kapalı heceler birtakım temel birlikler halinde bir araya gelirler. Bu birliklerden önemlileri şöyledir.

1. fe’ûlün (. - -)
2. Fe’ilün (. . -)
3. Fâ’ilün (- . -)
4. Fa’lün (- -)
5. Fâilâtün (- . - -)
6. Feilâtün (. . - -)
7. Fâilâtü (- . - .)
8. Feilâtü (. . - .)
9. Mef’ûlü (- - .)
10. Mef’ûlün (- - -)
11. Mefâilün (. - . -)
12. Mefâîlün (. - - -)
13. Müstef’ilün (- - . -)
14. Müstef’ilâtün (- - . - -)
............
Bu temel parçalar, çeşitli şekillerde bir araya gelerek daha büyük kalıpları (vezinleri, ölçüleri) meydana getirirler. Bunlardan, bizim şiirimizde en çok kullanılanları şöyle sıralanabilir:



1. me fâ’ î lün / me fâ ’î lün / me fâ ’î lün/ me fâ’ î lün
Nedir bu gizli gizli âhlar çâk-i girîbanlar
Acebbir şûha sen de âşık-ı nâlân mısın kâfir

2. me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün / fe i lün (Fa’ lün)
Sular sarardı yüzün perde perde solmakta
Kızıl havâları seyret ki akşam olmakta

3. fâ i lâ tün / fâ i lâ tün / fâ i lâ tün / fâ i lün
Âkıbet gönlüm esîr ettin o gîsûlarla sen
Her ne câdûsun ki âteş bağladın mûlarla sen

4. fe i lâ tün / fe i lâ tün / fe i lâ tün / fe i lün
Yaraşır kim seni ser-defter-i hûban yazalar
Nâme-i hüsnün için bir yeni unvan yazalar

5. mef’ û lü/ fâ i lâ tü/ me fâ î lü/ fâ i lün
Derdin nedir gönül sana bir hâlet olmasın
Sad el-hazer ki sevdiğin ol âfet olmasın

6. fe û lün / fe û lün / fe û lün / fe ûl
Küçük muttarit muhteriz darbeler
Kafeslerde camlarda pür ihtizaz...

7. mef ûlü/ me fâ î lü/ me fâ î lü/ fe û lün
Meddâh olalı çeşm-i gazâlânına Bâki
Öğrendi gazel tarzını rûm’un şu’arâsı
 

Şiir Türleri - Epik - Lirik - Didaktik - Pastoral ... Şiir Vakti


Şiir Türleri



  • LİRİK ŞİİR
  • EPİK ŞİİR
  • DİDAKTİK ŞİİR
  • PASTORAL ŞİİR
  • SATİRİK ŞİİR
  • DRAMATİK ŞİİR


LİRİK ŞİİR

Aşk, ayrılık, hasret, özlem konularını işleyen duygusal şiirlerdir. Okurun duygularına, kalbine seslenir. Eskiden Yunanlılarda “lir” denen sazlarla söylendiğinden bu adı almıştır. Tanzimat döneminde de bir saz adı olan “rebab” dan dolayı bu tür şiirlere rebabi denmiştir. Divan edebiyatında gazel, şarkı; Halk edebiyatında güzelleme türündeki koşma, semai lirik şiire girer.

ÖRNEK:

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur
Anmasınlar adını candan anan dudaklar
Annen bile okşasa benim bağrım taş olur


EPİK ŞİİR

Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Kahramanlık, savaş, yiğitlik konuları işlenir. Okuyanda coşku, yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Daha çok, uzun olarak söylenir. Divan edebiyatında kasideler, Halk edebiyatında koçaklama, destan, varsağı türleri de epik özellik gösterir. Tarihimizde birçok şanlı zaferler yaşadığımızdan, epik şiir yönüyle bir hayli zengin bir edebiyatımız vardır.

ÖRNEK:

Bizdik o hücumun bütün aşkıyla kanatlı
Bizdik o sabah ilk atılan safta yüz atlı
Uçtuk Mohaç ufkunda görünmek hevesiyle
Canlandı o meşhur ova at kişnemesiyle


DİDAKTİK ŞİİR

Bir düşünceyi, bir bilgiyi aktarmak amacıyla yazılan şiirlerdir. Bunlar okurun aklına seslenir. Duygu yönü az olduğundan kuru bir anlatımı vardır. Kafiye ve ölçülerinden dolayı akılda kolay kaldığından, bilgiler bu yolla verilir. Manzum hikâyeler, fabller hep didaktik özellik gösterir.

ÖRNEK:

Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Şahsın görünür rutbe – i aklı eserinde


PASTORAL ŞİİR

Doğa şiirlerini, çobanların doğadaki yaşayışlarını anlatan şiirlerdir. Doğaya karşı bir sevgi, bir imrenme söz konusudur bunlarda. Eğer şair doğa karşısındaki duygulanmasını anlatıyorsa “idil”, bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatırsa “eglog” adını alır.


ÖRNEK:

Hülyana karışmasın ne şehir ne de çarşı
Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an
Madem ki kara bahtın adını koydu çoban


SATİRİK ŞİİR

Eleştirici bir anlatımı olan şiirlerdir. Bir kişi, olay, durum, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilir. Bunlarda didaktik özellikler de görüldüğünden, didaktik şiir içinde de incelenebilir. Ancak açık bir eleştiri olduğundan ayrı bir sınıfa alınması daha doğru olur. Bu tür şiirlere Divan edebiyatında hiciv, Halk edebiyatında taşlama, yeni edebiyatımızda ise yergi verilir.

ÖRNEK:

Benim bu gidişe aklım ermiyor
Fukara halini kimse sormuyor
Padişah sikkesi selam vermiyor
Kefensiz kalacak ölümüz bizim


DRAMATİK ŞİİR

Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu durum dram tiyatro türünün ( 19. yy. ) çıkışına kadar sürer. Bundan sonra tiyatro metinleri düz yazıyla yazılmaya başlanır.
Dramatik şiir harekete çevrilebilen şiir türüdür. Başlangıçta trajedi ve kommedi olmak üzere iki tür olan bu şiir türü dramın eklenmesiyle üç kere çıkmıştır.
Bizde dramatik şiir türüne örnek verilmemiştir. Çünkü bizim Batı’ya açıldığımız dönemde ( Tanzimat ) Batı’da da bu tür şiirler yazılmıyordu; nesir kullanılıyordu tiyatroda. Bizim tiyatrocularımız da tiyatro eserlerini bundan dolayı nesirle yazmışlardır. Ancak nadirde olsa nazımla tiyatro yazan da olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan gibi ..

 

Cengizhan Orakçı - “Haydi, bir yola çıkalım bağlanmadan yollar - Resimli Şiir



“Haydi, bir yola çıkalım bağlanmadan yollar
Gözlerini unutma dağda taşta aman ha 
Sözlerini topla çiçeklerden yapraklardan
Tozan zaman değmesin yaramıza aman ha”

Cengizhan Orakçı


 

Sezai Karakoç - Ey Sevgili - Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine - Sesli Şiir Dinle


Sezai Karakoç - Ey Sevgili
Sesli Şiir Dinle




SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE

Ey Sevgili



Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin Belkis'in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgân'da
Kandilli'nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili



Sezai KARAKOÇ




Sesli Şiir Vakti


 

İsmet Özel - Sebeb-i Telif - Serdar Tuncer'in Sesinden

Yağmur şiiri,


İsmet Özel - Sebebi Telif
Serdar Tuncer'in Sesinden
Sesli Şiir Dinle



Şiirin Sözleri:

Sebeb-i Telif

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız 
yaprakla yağmurun aşkı meselâ 
kim olsa serpilen coşturuyor bizi 
imreniyoruz başkalarının mahvına. 
Yağmur mahvoluyor çarparak 
kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında 
yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur 
silkiniyor vuran her damlayla. 

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız 
bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya 
aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı 
ilkönce damarlarımızda duyuyoruz çağıltısını 
uzak iklimlerin 
kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden 
bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda 
sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz: 
Bize ait olan ne kadar uzakta! 

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız 
başkalarının düşünceleriyle değil. 
“Üstümde yıldızlı gök”demişti Königsberg’li 
“içerimde ahlâk yasası”. 
Yasa mı? Kimin için? Neyi berkitir yasa? 
İster gözünü oğuştur,istersen tetiği çek 
idam mangasındasın içinde yasa varsa. 
Girmem,girmedim mangalara 
Yer etmedi adalet duygusu 
içimde benim 
çünkü ben 
ömrümce adle boyun eğdim. 
Yıldızlı gökten bana soracak olursanız 
kösnüdüm ona karşı 
onu hep altımda istedim. 

Başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız 
ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla 
düşmanı gösteriyorlar,ona saldırıyoruz 
siz gidin artık 
düşman dağıldı dedikleri bir anda 
anlaşılıyor 
baştan beri bütün yenik düşenlerle 
aynı kışlaktaymışız 
incecik yas dumanı herkese ulaşıyor 
sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda 
tek başınayız. 

Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek 
belki çocuk ve ihtiyar,belki kadın ve erkek 
hepimiz,herbirimiz gizli bir isimle adaşız 
yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı 
hayatımıza kendi adımızla başlardık 
bilmediğimiz bu isim,hesaptaki bu açık 
belki dilimi çözer,aşkımı başlatırım 
aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine 
adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

İsmet Özel

Sesli Şiir Vakti


 

İbrahim Sadri - Özledim - Yağmur da var Çok Sevdiğim Rüzgarda...

İstanbul - Kız Kulesi

İbrahim Sadri - Özledim
Sesli Şiir Dinle



Şiirin Sözleri:

Özledim

Yağmur da var 
Çok sevdiğim rüzgar da 
Bugün Pazar 
Daha uyanmadı komşular 
Damların üzerinde kuşlar 
Daha rahatlar 
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde 
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru 
Yağmur da var 
Çok sevdiğim rüzgar da 
Daha uyanmadı komşular 
Bugün Pazar 
Ve ben seni çok özledim 

Dışan çıkmak istiyor canım 
Tek başına haytalık etmek 
Islanmak Pazar sabahında yağmurda 
Boş caddelerde dolaşmak 
Vitrinlerine bakmak mağazaların 
Sinemaların afişlerine 
Sokakların isimlerine 
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara 
Bir merhaba demek sessizce 
Sahilde martılara simit atmak 
Otobüslerin ilk seferlerine binmek 
Gitmek istiyor canım 
Hayatın gittiği yere...

Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine 
Fırından taze ekmek alıp 
Buğusunu çekmek içine 
Ve ben seni çok özledim 

Tam böyle bir şey 
Çiçeğe su yürümesi 
Bebeğin ağlaması 
Toprağın uyanması 
Yağmurun yağması 
Ateşin sıcağı 
Bu Pazar sabahı 
Tam böyle bir şey 
Bir sabahçı kahvesine uğramak 
Bir bardak çay 
Taze dem kokusu 
Hayatın atardamarlarında dolaşmak 
Bölmeden şehrin uykusunu 
Bir siir yazmak 
Pazar bulmacasının boş karelerine 
Şiirde tam da bunu anlatmak delice 
Tam böyle bir şey 
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz 
Bir şiir yazmak 
Bir bardak çay içmek 
Sokaklarda gezmek 
Yağmurda ıslanmak 
Ve ben seni çok özledim!.

İbrahim Sadri

Sesli Şiir Vakti


 
 
Sesli Şiir Vakti Hizmet Şartları | Gizlilik Politikası | Telif Hakkları
Copyright © 2012. Şiir Vakti - All Rights Reserved
Geliştiren CihanWebMaster
Proudly powered by Blogger