YENİ SESLİ ŞİİRLER
Kendi Sesinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kendi Sesinden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Goncam - Sesli Şiir - Sizden Gelen Şiirler


Goncam - Sesli Şiir
Sizden Gelen Şiirler




Ağlamaklı bir gün güzel abim
Gonca'mın sevdası kalbimde duruyor
Bakışları sanki darağacı
her gülüşü boynumu vuruyor
Gün geceye,dil heceye,dert çeneye vuruyor
Gonca'm bir sonsuz şiir ki yazdıkça yazasım geliyor

Yetmiyor güzel abim
Öyle uzaktan bakmak yetmiyor
Tarlalar dolusu gül döksen önüme
hepsi de bir Gonca'm etmiyor
Yağmur cama,ay odama,dert adama vuruyor
Gonca'm bir tatlı zehir ki içtikçe içesim geliyor

Ah benim güzel abim
Bilirim geçiyor acılar zamanla
Bu da geçer diyorsun ama 
gel gör ki sevda kesiği dikiş tutmuyor
Nargilemi yakan köz gibi kor, öyle nağdan
Gonca'm nar-ı sevda  
Yandıkça yanasım geliyor

Nar'ına düştüm ki sorma canımdan can gidiyor
Güldüğüme bakma güzel abim
Günlerime gam diziyor
Bırak yaksın,yıksın sözleri
Her hali başım üstüne
Gonca'm ecel bile olsa bahtıma yazasım geliyor

Yaram derin eczası bahar,eczası goncam
Madem göz görmeyince gönül katlanıyor
O halde dağla gözlerimi güzel abim
Gözden ırak olan gönülden de ırak oluyor
Olmuyor be abi
İsyan ediyor bir yanım ama 
kulun sevdasınada Hak'tan geçilmiyor

Biliyorum şimdi unut diyeceksin
Lakin benim her zerrem goncamı seviyor
Ben ona  koşarken dur diyeceksin
Bu deli cesaretin nereden geliyor
Bedenden can,damardan kan,akıl başımdan gidiyor
Goncam aşkın sek hali,içtikçe  başım dönüyor

İşte böyle güzel abim 
Goncamsız bu şehri yakasım geliyor
Onsuz,bu bedende hükmü olmayan
Canımı canına katasım geliyor
Çalışmadığım yerden soruyor yine kahrolası zaman 
Sevda sualinde canım abim kopyada çekilmiyor

Baksana güzel abim goncam geliyor
Ardısıra güneş,bahar geliyor
Gelişi güzel Gonca'm cam gibi narin
Gelişigüzel değil bu sevda sayın abim
Öyle büyük ki,öyle saf,öyle derin
Goncam yalan bile olsa kandıkça kanasım geliyor


Şiir Vakti
 

Necip Fazıl Kısakürek - Ruh - Kendi Sesinden Dinle


Necip Fazıl Kısakürek - Ruh
Kendi Sesinden
Şiir Dinle



Ruh


Ya bin yıl, ya bin asır sonra o gün gelecek.
Koklarken küllerimi mezarımda bir böcek
O kadar yanacak ki, bir yüksüklük toprağım,
Yerden bir damar gibi kopup fışkıracağım!
Ve birden bakacağım, her tarafım bitişmiş,
Başım, toprak altında bir maden gibi pişmiş.
Nefesten daha ince bir ipek kumaş derim;
Fosfordan daha parlak, ince uzun ellerim.
Dalacağım kendimin hayran hayran seyrine,
Diyeceğim: Bu dönen şeyler eski yerine,
Benim diye baktığım şeyler miydi bir zaman?
Külümün rüyası mı yoksa gördüğüm?.. Aman!
Başımda açılacak fânilerin seması,
Ve onların toprağa gerçek diye teması,
Bir tatlı vehim gibi içimi bayıltacak;
Toprağın, koşacağım, üzerinde yalnayak;
Şehrin, dolaşacağım kuş gibi etrafında;
Bir beyaz hayaletin upuzun çarşafında,
Gezeceğim, doğduğum evin odalarını.
Geceleyin, koskoca şehrin lambalarını,
Bir keskin üfleyişim söndürmeye yetecek;
Korku, şehrin çelikten sesini tüketecek.
Herşey susacak o ân, çalınacak kapılar;
Kiremitleri yaprak yaprak alan bir rüzgâr,
Ağzımdan haykıracak, uzun, gizli, çapraşık...
Erişilmez fikir ki, düğüm düğüm dolaşık...
Sarıldıkça boşanan yumak, çözülen demet;
Başı görünmez hayâl, sonu gelmez nedamet...

Necip Fazıl Kısakürek 1931
 

Necip Fazıl Kısakürek - Destan - Kendi Sesinden - Şiir Dinle


Necip Fazıl Kısakürek - Destan
Kendi Sesinden
Şiir Dinle


Destan

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak! 

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak: 
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden, 
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden, 
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet; 
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet! 
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum; 
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum! 
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey, 
Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey; 
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem, 
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem. 
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina; 
Evde cinayet, tramvay arabasında zina! 
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil; 
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil! 
Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu; 
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu! 
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama, 
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma! 
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan! 
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan! 
Allahın on pulunu bekleye dursun on kul; 
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul. 
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa; 
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa! 
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz; 
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz. 
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç; 
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç. 
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan; 
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan! 
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde; 
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde! 
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti; 
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti? 
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap; 
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap. 

(1947)

Necip Fazıl Kısakürek

Şiir Vakti

 

İbrahim Sadri - Yalnızlık Kımıldar - Sesli Şiir Dinle


İbrahim Sadri - Yalnızlık Kımıldar



Yalnızlık Kımıldar

Yolculuk yap en iyisi bu… Unutmak için
Aydınlığı kapat yola çık siyaha doğru...
Uzun çayırların beş çaylarının bir anlamı yok
Bizim gibiler için…
Kımıldadı içinde değil mi?
Ustura gibi keskin ağzı yalnızlığın… Kımıldar
Her günahın tenhasında pişman bir mola vereceksin
Yavaşça eğil, eğ kendine doğru başını
Hiç bir ceza yalnızlık kadar kırıcı değil...

Yetişemedin işte…
Ardından ağladığın bütün Veysel Karanilerde elde delilsin
Sahi kimsin neyin nesisin ki konuşuyorum seni
Korkma ayrılığın cebinde bıraktım ben sesimi
Yolculuk yap şaşkın biri ol ayrıl kalabalıktan
Onlar çoklar çünkü ama bak bütün büyük kitaplar
Övgüyle bahsediyorlar azınlıktan
Şükret ki buda  senin payın
Peygamberin beslendiği yalnızlıktan

Bahar dallarını bıraktı ebabiller siccinlerini
Tırtıl ömrünü verdi bir yaprağa gün döndü güz indi
Bütün denizlerin kurudu içinde değil mi, ağzın dilin gibi
İsanın son akşamında dur gitme diyemedi mi kalbindeki havar
Susunca seni susuyorum
Konuşunca edep ölüyor kelimelerimde
Sana bakınca yeşeriyor ihtiyar yanlarım
Şaşırıyorum sen bişey söyleyince
Solumda sağımda her hesabı yazan iki güzel katip ağlıyor
Ve ıslanıyor defter yapraklarım 
Böylece bazıları okunmaz oluyor günahlarımın
Korktun değil mi mahcup olmaktan
Korkar insan dökülünce ortaya pişmanlıklarından
Hadi hoşçakal biraz uyu, yum gözlerini
Hesapların açılması için daha vakit var
Kımıldadı içinde değil mi, ustura gibi keskin ağzı yalnızlığın
Kımıldar… Kımıldar

 İbrahim Sadri


 

İbrahim Sadri - Ben Sana Nasıl Küseyim - Sesli Şiir Dinle - Özel İstek Üzerine

Bu şiiri bir ziyaretçimiz istemiştir. Kendisine Teşekkür Ediyor ve isteğini zevkle yerine getiriyoruz.
Sizde herhangi bir şiiri yayınlamamızı istiyorsanız istek hattı sayfamıza yorum yazarak veya mail yoluyla bize ulaşabilirsiniz. Ayrıca kendi okuyup kaydettiğiniz şiirleri bize gönderirseniz çok sevinir ve seve seve yayınlarız.
 Mail adresimiz: seslisiirvakti@gmail.com



İbrahim Sadri - Ben Sana Nasıl Küseyim


Şiirin Sözleri:

Ben sana nasıl küseyim

Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Karaköy'den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar'da yangın çıkar
Hey kanar yüreği güvercinlerin
Minibüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yemin etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser, ulan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme gelir

İçim yanar içim
Bir aşk için bir içim
Kendini vurur sokaklarına Cihangir'in
Eyüp Sultan sabahlarına
Ve ekmek kavgasına yemin olsun
Bir de umuduna
Kavgaya düşmüş yeni gencin

Beyoğlu
Arsız bir gece beyim
Hayat üryan edilmiştir
Ne sevilmiştir, Ne sevmiştir
Gül pavyonda sevim
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim

Yolda yürürsün
Canın çeker
Kestane satarım Taksim'in köşesinde
Beyoğlu'nda sinemaların kapısında dururum
Her filimde Türkan Şoray oynar
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Minibüslerin kapısında bağırırım
Sen binersen ön koltuğu ayırırım
Bir de teybe attım mı şarkımızı
Bir tek dileğim var
Mutlu ol yeter...

Ben sana küsmem
İstanbul üstüme düşer
Yangın çıkar Üsküdar'ın içinde
Aslan arkadaşla belalardan geçerim
Her bir şeyi taşır yüreğim
Her bir şeyi taşır
Bir senin yokluğunu çekemez
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim

Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme düşer
Karaköy'den vapur kalkmaz
Sezen Aksu şarkı yapmaz
Üsküdar'da yangın çıkar
Ey kanar yüreği güvercinlerin
Minibüsler bağırmaz olur
Aşk üstüne yenim etmez martıları boğazın
Ulan poyrazı küser
Ulan lodosu esmez
Yağmuru yağmaz nisanın
Ben sana nasıl küseyim
İstanbul üstüme gelir
İstanbul üstüme düşer
Söyle
Söyle ben sana nasıl küseyim ...

İbrahim Sadri


 

Mehmet Tokat - Yaralı Gül - Ahmet Şafak Ve Naşide Göktürk'le Birlikte


Mehmet Tokat - Yaralı Gül
Ezgi Kısmı: Ahmet Şafak & Naşide Göktürk
Sesli Şiir Dinle


Şiirin Sözleri:

Mehmet Tokat / Yarali Gül

Bu gece sen onun yüzüne açılmaz bir kapı kapattın. 
Kirli, paslı menteşelerin sesinde sıkıştı yüreği 
Kirpikleri hissetti yokluğunu 
Büktü boynunu deprem bu… 

Aylar sonra bir oda dolusu yalnızlığıyla sokaktaydı 
Sicim gibi bir yağmur yağıyordu. 
Bir kenti boydan boya temizliyordu 
Sokakta kimsecikler yoktu 
Köpekler bir köşeye sinmiş onu gözetliyordu 

Kirliydi yaşamaktan utanıyordu 
Tir tir titriyordu yüreği 
Yaralı bir güvercin gibi… 
Oysa bu yürek bir zamanlar 
Güneşe ateş vermiş cehennemde buz satmıştı 
Şimdi köpekler onun için ağlıyordu. 

yorgundu, konuşamıyordu. 
Şu hayatı sırtından atamıyordu, 
Yerde kuru bir ayrılıkla bir kuş ölüsü yatıyordu 
Bir deli rüzgar ellerindeki tozu aldı 
Ne bir dost kaldı yanında, 
Ne de bir düşman aklında… 

Zor bir gün Önünü göremiyordu 
İnsanlar çığlık çığlığa yüzünü seçemiyordu 
Gözlerinde aşksız ayrılık vardı 
Kirpiğinden yüreğine saplanan 
Paslı bir tren gibi geçip giden ellerinde. 
Bir yalnızlık adımlarıyla büyüyen 
Belli değildi kimin sevdası kimin yüreğinde 
O aşkını taşırdı hayatın ta orta yerinde 
Sırtında ayrılık dilinde küfür 

Ben gidiyorum sen uyuyorsun. 
Pahalı bir kedi gibi sıcacık hayellerinin dibinde, 
Ben sokakta dövülmüş sahipsiz bir köpek gibiyim. 
Ben gidiyorum sen uyuyorsun 
Ben gidiyorum sen susuyorsun. 
Susmanın güzelliğinde suskunluğunla boğuluyorsun 
Siliyorum dudağında kalan yalanı 
Yalan doğuruyorsun,dokundukça ellerimde çoğalıyorsun. 
Ben geldiğim yoldan; 
Geldiğim gibi acılara bezenip 
Ayrılığı bir gelin gibi süsleyip gidiyorum 

Bir kapı kapandı 
Bu gece benimde gözlerimin içine 
Kirpiklerim hissetti yokluğunu 
Büktüm boynumu deprem bu. 
Tenime değdim kokun sinmiş mi diye 
Sol elime baktım; bahar gibiydin 
Avucuma kuşlar kondu parmağıma yıldızlar 
Bir nehir oldun aktın gittin 
Sağ elime baktım; Cehennemdin, ayrılıktın, kordun 
Deprem bu bir hayat yandı bitti kül oldu 

Adaklar yüreğimden geçip gitti 
Tutabilseydim birini 
Korkmadan kesebilseydim eğer 
Biliyorum gelecektin 
Zoruma gidiyor zor bir gün 
Biliyorum zorla güzellik olmaz 
Oysa çirkin olmak vardı 
Kovsan da kapından gitmemek vardı 
Ama bir yüzün vardı; ellerimde kaybolan 
Öyle bir küçüldüm ki; artık büyüme zamanı 

Ey sevdalılar; eyy dostlar; 
Var olan bütün güzellikler 
Yürüyemediğim parke taşları patika yollar 
dağlar,taşlar elveda 
Elveda ey sahil kasabaları gidemediğim köyler kentler 
Ey sırtında hayatı taşıyan insanlar 
Ey gagasında son bir tebessüm kalan martılar 
Ey ölmüş çocuğunun alnını öpen analar 
Siz kalın sağlıcakla 
Ben gidiyorum 
Gözlerinizden akan iki damla isyan olsun 
Bu bana yeter elveda yaralım elveda 
Kırkıncı kapıyı kapadım elveda.. 
Dağlarin Mektebi bir baska. 

Mehmet Tokat

Nakarat Kısmı:
Sen yaralı gülüm benim dağ eteğinde açan,
Ben garip bir güvercinim umuda kanat çırpan...



Sesli Şiirlerin Adresi

 

Necip Fazıl Kısakürek - Zindandan Mehmede Mektup - Kendi Sesinden - Sesli Şiir Dinle


Necip Fazıl Kısakürek - Zindandan Mehmede Mektup
Kendi Sesinden
Sesli Şiir dinle



Zindandan Mehmede Mektup


Zindanda iki hece. Mehmedim lafta! 
Baba katiliyle baban bir safta! 
Bir de geri adım,boynunda yafta... 
Halimi düşünüp yanma Mehmedim! 
Kavuşmak mı?..Belki ..Daha ölmedim! 
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli, 
Kırmızı tuğlalar altı köşli. 
Bu yol da tutuktur hapse düşeli... 
Git ve gel... Yüz adım...Bin yıllık konak 
Ne ayak dayanır buna ,ne tırnak! 
Bir alem ki, gökler boru içinde. 
Akıl almazların zoru içinde 
Üstüste sorular soru içinde. 
Düşün mü, konuş mu, sus mu , unut mu? 
Buradan insan mı çıkar, tabut mu? 

Bir idamlık Ali vardı, asıldı 
Kaydını düştüler, mühür basıldı. 
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı 
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; 
Bahçeye diktiği üç beş karanfil... 
Müdür bey dert dinler, bugün "maruzat"! 
Çatik kaş...Hükümet dedikleri zat... 
Beni Allah tutmuş kim eder azat? 
Anlamaz; yazsız, pulsuz, dilkeçem... 
Anlamaz! ruhuma geçti bilekçem! 
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil 
Sayım var, maltada hizaya dizil! 
Tek yekün içinde yazıl ve çizil! 
İnsanlar zindanda birer kemmiyet; 
Urbalarla kemik, mintanlarla et. 
Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat; 
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat... 
Yalnız seccademin yönünde şefkat 
Beni kimsecikler okşamaz madem 
Öp beni alnımdan, sen öp seccadem! 
Çaycı getir ilaç kokulu çaydan! 
Dakika düşelim, senelik paydan! 
Zindanda dakika farksız aydan 
Karıştır çayını zaman erisin 
Köpük köpük, duman duman erisin! 
Peykeler, duvara mıhlı peykeler 
Duvarda, başlardan yağlı lekeler 
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler... 
Duvar,katil duvar yolumu biçtin 
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin 
Sukut... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar 
Tek nokta seçemez dünyada nazar 
Yerinde mi acep, ölu ve mezar? 
Yeryüzü boşaldı habersiz miyiz? 
Güneşe göç varda , kalan biz miyiz? 
Ses demir, su demir ve ekmek demir... 
İstersen demirde muhali kemir. 
Ne gelir ki elden, kader bu, emir... 
Garip pencerecik, küçük daracık; 
Dünyaya kapalı, Allaha açık 

Dua, dua eller karıncalanmış; 
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış 
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış 
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu 
İplik ki incecik, örer boşluğu 
Ana rahmi zahir, şu bizim koğuş 
Karanlığında nur, yeniden doğuş.... 
Sesler duymaktayim; Davran ve koğuş! 
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! 
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin! 
Mehmedim, sevinin , başlar yüksekte! 
Ölsek de sevinin, eve dönsek de! 
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! 
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir! 
Gün doğmuş ,gün batmış , ebed bizimdir 

Necip Fazıl Kısakürek





 

Atilla İlhan - Yağmur Kaçağı - Kendi Sesinden - Sesli Şiir Dinle


Atilla İlhan - Yağmur Kaçağı
Kendi Sesinden
Sesli Şiir Dinle


YAĞMUR KAÇAĞI

Elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni  götürecek yoksa beni


Geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
Sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa  eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni


Attila İLHAN


Sesli Şiir Vakti




 

Necip Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar - Kendi Sesinden


Necip Fazıl Kısakürek - Kaldırımlar
Kendi Sesinden
Sesli Şiir Dinle



KALDIRIMLAR 1


Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

İçimde damla damla bir korku birikiyor;
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi;
Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.
Kaldırımlar, duyulur, ses kesilince sesi;
Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır.

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin;
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; 
Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları!
Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim;
Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya;
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.
Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,
Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi...


Üstad Necip Fazıl Kısakürek



Sesli Şiir Vakti



 

Erdem Beyazıt - Ölüm Risalesi - Kendi Sesinden


Erem Beyazıt - Ölüm Risalesi
Kendi Sesinden
Sesli Şiir Dinle



Ölüm Risalesi

Damla damla oluşuyor hayat 
Ölüm kımıl kımıl 
Duymak kolay 
Anlatmak değil 

Her an 
Farkındayım 
Az az öldüğümün 

Bilincindeyim doğan ayın 
Eriyen karın akan suyun 
Ve usul usul tükenen zamanın 

Tekrarlayıp duruyor saat 
Vakit te mahluktur 
Vakit te mahluktur 

İşliyor kalbim 
Eskiyor saçlarım 
Ve gözlerimin en ince hücreleri 

Okuyorum hayatı 
Toprağın üstünden çok 
Altındakilerle var olduğunu 

Toprak 
Ölüme aç 
Ölüme muhtaç 
Hayat 

Ölüm muhakkak 
Ve ölüm mutlak 
Tek kapısıdır ölümsüzlüğün 

Ölümle tanıştıktan sonra anladım 
Sadece bir kimlik belgesi olduğunu yaşamanın 

Kesitler 

Mahlukta devinen 
Gürül gürül bir ırmaktır ölüm 

Babalar ölür 
Dolaşır eli ölümün 
Saçlarında anaların oğulların 

Analar ölür 
Kök salar hasret yüreklere 
'Bir evlat pir olsa da' 
O zaman anlar ancak neymiş öksüzlük 

Oğullar ölür 
Bir kafes olur ölüm 
Ana kalbi bir kuştur 
Azad kabul etmez 

Sevgililer ölür 
Bir hicret olur ölüm 
Bir sıla 

Mesela arkadaşlar 
Arkadaşlıklar vardır okullarda 
Bakarsın biri gelmez bir gün 
Ve artık hiç gelmeyecektir 
Simsiyah bir gölge düşmüştür adeta 
Bahçeye koridorlara sınıflara 
Bir fısıltı dolaşır dudaklarda 
Kimi kirpikleri ıslak 
Çökmüş bahçenin tenha bir yerine 
Elinde bir çöp resmini çizer toprağa 
Anıların 
Kimileri öbek öbek toplanıp 
Çaresizliği dile getirirler anlamsız sözcüklerle 
-Nasıl olur daha dün beraberdik 
-Salıncakta İki Kişi'yi izlemiştik daha dün nasıl olur 
-Geçen pazar kırlarda dolaşmıştık 
''Göçmen kuşlar yerli kuşlardan daha mutlu olmalılar 
Hayatı dolu dolu yaşıyorlar'' demişti unutamıyorum 

Sonra bir mezarlıkta Bir çukurun başında 
Bir kapının ağzında 
Herkez susar 
Konuşur ölüm 

Ve sürer hayat. 

Bazan bir tekerlek altında 
Ansızın gelir ölüm 
Apansız biter sınav 
Bir elektrik kesilmesi gibi 
Kesilir tulu emel 

Bazan ölüm vardır 
Ölümden önce gelir 
Mesela bir hapishanede bir hücrede yaşanır 
Sorular hep yanıtsız kalır orada 
Sadece konuşan rüyalardır 
Yahut hayaller suskun duvarlarda 
Gözler kabul eder parmaklar kabul eder 
Ama beyin hep umuttan yanadır 

Bazan akan bir film şeridinin 
Tek kare donan bir fotoğrafı gibidir 
Ölüm 
Karşıda bir manga asker 
Gözler namluların karanlık ağızlarını görmez de 
Takılıp kalır masmavi gökyüzünde 
Asılıp kalmış bembeyaz bir buluta 

Ölümden uzak ölümler vardır 
Gazete ilanlarında rastlanılan 
Dünyaya bağlılığın zavallı 
Ve muannit 
Bir belgesidir 
Daha çok kalanlara ait. 

Bir de bir örümcek ağının ortasına düşmüş 
Bir sineğin titrek bacaklarında seyretmiştim ölümü 

Ölümler vardır: 
Can kuş gibi uçar gider 
Bir martının süzülüp 
Kaybolması gibi maviliklerde 

Bir Portre 

Engin sakin berrak bir denize 
Uçsuz bir kumsaldan ağır ağır 
Nasıl yürürse insan 
Sokrates öyle yürüdü ölüme 

Tilmizleri ağlaşırken 
O vasiyet ediyordu: 
-Asklepyos'a bir horoz borçluyuz 
Unutmayınız. 

Ne tuhafsınız dostlar 
Güçsüz kadınlar gibi ağlaşmak niye 
Yükselmek varken ölümsüzlüğe 

İnancına sahip olmak 
İnsan olmanın şartı 
Kölelikler içinde en onulmaz kölelik 
Hayatın ölümcül yanına 
Takılıp kalmak değil mi? 

İlkin ayaklarında duydu Sokrates 
Zehirin soğukluğunu 
Ve yavaş yavaş ölüm 
Yükseldi göğsüne çenesine 

Dudaklarında donan son bir tebessümle 
Bir işaret taşı da böylece 
Sokrates dikmiş oldu ölüme 

Ölümün Sesi 

Ölümden bir işaret var her şeyde 
Ölümün sesini duyuyorum şarkılarda türkülerde: 
-Kışlanın önünde redif sesi var 
Namluların ucunda ölümün sesi! 

-Bir ay doğdu geceden oy oy 
Karanlığın ağzında ölümün sesi! 

-Erzurum dağları kan ile boran 
Vadilerin koynunda ölümün sesi 

-Ezo gelin durmuş bakar yollara 
Umudun ardında ölümün sesi! 

-Bir ihtimal daha var 
Umuddan da öte ölümün sesi! 

Kendi Ölümüme Ait Bir Deneme 

Bir gün öleceğim biliyorum 
Bunu her an ölür gibi biliyorum 

Anamın yüreğinde bir kor 
Ölene dek sönmeyecek bir ateş 
Kımıldanıp duracak hep 

Karım bomboş bulacak dünyayı 
-N'olurdu birlikte ölseydik, deyip duracak 
Oysa insan yalnız ölür 
Ama o olmayacak dualarla teselli arayacak 

Kızlarımın gırtlaklarında bir düğüm 
Bir süre kaçacaklar insanlardan 
Boşluğa düşmüş gibi bir duygu içlerinde 
Sonunda onlar da kabullenecekler öylesine 

Ölümüme en çabuk dostlarım alışacaklar 
-Yaşayıp gidiyorduk yahu 
Ne vardı acele edecek! 
Diyecekler 

Biliyorum yaklaşıyoruz her an 
Biliyorum oruçlu doğar insan 
Ölümün iftar sofrasına 

Son Söz 

Ve zaman döne döne 
Gelmişti başlangıç noktasına 
İlk yaratılış düğümüne 

Mahlukatın var olduğu 
Yüzüsuyu hürmetine 
Evrenin Efendisinin 
Kavuşmak vakti gelmişti sevgilisine. 

Hayatın menbaı 
Merhametin son durağı 
Madeni, muhabbet ocağının 
Ateşler içindeydi 
Yatağında. 
İltica etmişti sanki Kainat 
Kutsal tenine 
Hayata şafak olan alnında 
Ter taneleri 
Her biri insanlık çilesinden 
Bir haberdi sanki 
Bir an oldu 
Aralandı gözleri 
Sonsuzu kuşatan bakışları 
Süzdü ciğerparesi Fatıma'yı 
Süzdü tek tek çevresindeki 
Can dostlarını 
Kıpırdadı dudakları, dedi: 
-Ebu Bekir kıldırsın namazı 
Sonra daldı daldı uyandı 
Son defa aralandı 
Bakışları 
Yöneldi bir noktaya 
Karar kıldı bir noktada 
Ve dedi: 
-Merhaba ey refik-i ala! 

Olacak oldu 
Akıllar kamaştı 
Kalpler tutuştu 
Feryat ve figan gökleri tuttu 
Çekti kılıcını Faruk olan 
Sıçradı orta yere: 
-Kim derse ''O öldü'', öldürürüm! 

Ayrılık ateşinden 
Ateşin şiddetinden 
Sanki bendler çözülmüş 
Felekler çökmüştü 
Şuur tutuşmuş 
Akıl iflas etmişti. 

Sonra Sıddıyk olan 
Yetişti geldi 
Baktı baktı yatağında hareketsiz yatan sevgiliye 
Mağarada arkadaşına Hicrette yoldaşına 
Sonra baktı çevresine 
Mahşerden önce mahşer hali yaşayan 
Ashabına 
Aline 
Ebu Bekir dedi: 
-Ey nas, susun! 
Kim ki Resulullaha tapmaktadır 
Bilsin ki Resul ölmüştür 
Kim ki Allaha tapmaktadır 
Bilsin ki Allah ölmez 
Hayy ve Layemuttur 

Ey nas, susun! 
''İnna Lillah ve inna ileyhi raciun'' 

Sonra eğildi sevgilinin yüzüne 
Sürdü bulutlanmış gözlerini 
O güzellikler ülkesine 
Baktı baktı ve dedi: 
-Hayatında güzeldin 
Ölümünde güzelsin 
Öldün 
Bir daha ölmeyeceksin

Erdem Beyazit


Sesli Şiir Vakti



 
 
Sesli Şiir Vakti Hizmet Şartları | Gizlilik Politikası | Telif Hakkları
Copyright © 2012. Şiir Vakti - All Rights Reserved
Geliştiren CihanWebMaster
Proudly powered by Blogger